Hello Dergisi: Figen Nalan Özkan ile Röportaj

Posted on 19 April 2019

By

‘The Glance’ serginiz, hayatınızdaki izlerden yola çıkarak ürettiğiniz işler… Pekiyi bu izleri anlatır mısınız? Bu izlerden sizi derinden etkileyen şeyler neler?

“Kapı Arkası Serisi” olarak adlandırdığım seri kapsamında,  çocukluk yıllarımda İran-Irak Savaşında yaşadığım travmanın izleri var. Savaş sırasında atılan bir bombanın evimizde yarattığı göçük altında kaldım. Saatlerce evimizdeki çöküntülerin içinde bir kapının altında kaldım ve hapsoldum. Uzun yıllar boyunca bu olayın bende yarattığı izlerle barışmaya çalıştım.

“Bakış” serisine gelince, savaşta gözlerim zarar gördü aynı zamanda bu olaya bakışım yıllar içerisinde çok değişti ve onunla birlikte bu dramatik olayı resimlerimde estetize ettim.

Bu serginin yola çıkışında sizi etkileyen başka neler oldu?

“The Glance” sergisinde gördüğünüz eserleri son iki yılda oluşturdum. Benim için meditatif bir süreçti; amacım kendi dramımdan yola çıkarak insanlarla diyalog kurabilecek eserler üretmek ve bana göre bu sürecin son durağı hazırladığım koleksiyonu insanlarla paylaşmaktı.

Hiper-realist bir desen eğilimine lekesel elementler ekliyorsunuz… Bu noktaya nasıl vardınız pekiyi?

Lekesel elementler dediğiniz benim için savaş çöküntülerinin altında yaşam mücadelesi verirken solunum yoluma giren yıkılan evimizin tozu toprağını ifade ediyor. Hissettiğim korkular ve o ana dair hatırladıklarım hep benimle. Şuan sizin sorularınızı cevaplarken bile kalbimin çarpıntısını hissediyorum.

Resimlerinizde kilitler, zincirler ve kapılar var… Bu metaforları anlatır mısınız?

Evet, benim için bunların hepsi altında kaldığım kapının parçalarıdır. Tabii ki yıllarca süren fobilerim oluştu fakat sonraları aslında o kapının beni koruduğunu ve hayatta kalmam için bana nefes alma alanı yarattığını anlamış oldum.

Hat sanatı bu yapıtlarınıza yansıdı mı?

Hat sanatını en çok yüksek lisans tezi için yaptığım eserlerde kullandım ve o eserlerden bir kaçı 2016 yılında Contemporary İstanbul Galeri Baraz standında sergilendi. Şu anki sergide “Üçüncü Göz“ olarak adlandırdığım eserde Mesnevi’den alınan kelimelerin kaligrafisine yer verdim.

Pekiyi kendi tarzınızı ve üslubunuzu nasıl tanımlıyorsunuz?

Kendimi figüratif ressamlar kategorisinde tanımlıyorum. Hayatımda ilk kez portre çizdiğimde 10 yaşındaydım ve canlı modelden çizdim. İnsanın vücut yapısı özellikle portresi ve o portrede gözler hep ilgimi çekmiştir. Son yıllarda çizdiğim portreleri dokularla bir araya getirdim. Mikroskobik ve makroskopik dünyayı aynı tuval üzerinde bir araya getirmeyi seviyorum.

İran’dan pek çok önemli sanatçı çıkıyor… Siz de İran’da eğitiminizi tamamladınız. İran’ın sanatınıza etkisi ne oldu?

Çizimimin alt yapısı İran’da oluştu. Tahran Güzel Sanatlar Okulu’nda çok disiplinli ve zor bir eğitimden geçiyoruz. Gerçi ben yüksek lisansımı İstanbul’da tamamladım ama resim anlayışım İran’da şekillendi diyebilirim.

Pekiyi İran’ın din, felsefe, edebiyat ve minyatür alanlarındaki köklü kültürü bu eserlerinize nasıl yansıdı?

Edebiyattan çok besleniyorum. Çocukluktan mesnevi, hafız ve Şehname’yle yetiştim diyebilirim. Bu bana has bir durum değil, birçok İranlı bu edebi eserlerin şiirlerini ezberden biliyor. Ben yüksek lisans tezimi Şehname üzerine yazdım ve o eserlerde minyatüre yoğun bir şekilde yer verdim. Hali hazır resimlerimde kadim İran minyatürlerinin boya biçimi anlayışından faydalanıyorum.

Sizin en etkilendiğiniz dönem hangisi? Ve en beğendiğiniz sanatçılar ya da idol sanatçılarınız?

Sadece bir dönemden söz etmem zor, eğitim dönemim boyunca mağaralarda yapılan resimlerden postmodernizme kadar hepsinden zaman zaman etkilendim. Fakat Rus klasik eserleri ve hiper-realist eserleri incelemekten büyük zevk duyuyorum. Prof. Ergin İnan hocamın eserleri Türkiye’ye geldiğim ilk günlerden beri dikkatimi çekmiş, bende hayranlık uyandırmıştı. Sonrasında yüksek lisans tez danışmanım olarak beni onore etmişti. O gün bu gündür atölye ziyaretlerimiz ve sanatsal diyaloğumuz devam ediyor.

Dünya çapında oldukça ünlü olan fakat Türkiye’de pek bilinmeyen Avusturya-İrlanda asıllı hiper-realist ressam Gottfried Helnwein’in eserlerini hayranlıkla takip ediyorum.

Sanat şu anda nasıl bir yöne doğru gidiyor? Neler gözlemliyorsunuz?

Çağımızın resim anlayışının figüratif dile ve hümanist konulara yakın duruyor olduğunu düşünüyorum.

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *